Megale Ekklesia; Ayasofya

Depremler, yangınlar, isyanlar, savaşlar... 1093 yıl kilise, 567 yıl cami olarak kullanılan büyük bir tapınak. Dünyanın en önemli yapıtlarından olan Ayasofya, ibadete açılış yılı 360’tan günümüze defalarca yıkılıp yeniden yapıldı. Kilise olarak açılmasına rağmen Fatih Sultan Mehmet zamanında camiye çevirildi. Günümüzde ibadete kapalı olmasına rağmen resmi olarak hâlâ camidir. Yazımda Jüstinyen’in Hz Süleymanı geçme hedefinden başlayarak: Fetih sonrası Türk ve İslam coğrafyasındaki önemine, ibadete kapatılışına ve Atatürk’ün imzaladığı öne sürülen belgeye değineceğim.

Megale Ekklesia; Ayasofya

İmparator Jüstinyenin hayallerinden birisi Hz Süleyman’ı geçmekti. Bu sebeple Ayasofyayı 2. Kez harap oluşundan sonra muhteşem bir şekilde yaptırmak istedi. Bazilikal (Planı dikdörtgene benzetebiliriz) olan Ayasofyanın üstüne kubbe yaptıran Jüstinyen’in inşaat bittikten sonra kilisenin ortasına geçip “Ey Süleyman seni geçtim” diye bağırdığı söylenir. Jüstinyen’in bu hırsı Ayasofya’nın hastalıklı bir mimariye sahip olmasına sebep olmuştur. Kubbe yaptırmak için kare bir plan gerekirken dikdörtgen planın üstüne yapılan bir kubbeye sahip olan Ayasofya hastalıklıdır.

 

29 Mayıs 1453 günü İstanbul fethedildikten sonra Ayasofya kilisesi kılıç hakkı olarak cami yapılmıştır. Bu hak, cebri (zorla) girilmiş şehirlerdeki en önemli mabeti camiye çevirme hakkıdır. Biz Türkler bu hakka sahip olup hiç bir zaman önümüze gelen kiliseyi camiye çevirmedik. Bu durum günümüzde de aynıdır. Ülkemizde kiliseler açılmakla beraber lozan antlaşmasında en az 6 ilçeye metropolitan atanması gerekirken biz bazı illerimize metropolitan(baş papaz) atıyoruz. Buna karşın bizim balkanlardaki camilerimiz pavyona ve geneleve, önemli mutasavvıflarımızın kabirleri kiliseye çevirilmektedir.

Osmanlının Ayasofyanın fresklerine ve süslemelerine zarar verdiği söylenir. Oysaki Osmanlı namaza engel teşkil eden yerlerin üstünü kapatmış. Namazını engellemeyen yerlere dokunmadı. En başta ince bir perdeyle üstleri örtülürken ilerleyen dönemlerde fresklere zarar vermeyecek incelikte bir sıva çekilmiş, Ayasofyanın bakımı için gelen fossatiler bu sıvayı kaldırdıklarında zarar vermediğini gördü. Kıble yönünün tersinde bulunan “This is jesus” mozaiği hiçbir zaman kapatılmadı. Bu durum Osmanlının kültür bilincini ortaya koymaktadır. 

 

1930’larda Ayasofyada çalışmak isteyen bazı yabancı bilimadamlarının başvurusu kabul edilip onları denetlemek üzere oluşturulan komisyon, raporlarında Ayasofyanın ibadete kapatılıp Bizans müzesine çevirilmesi gerektiğini belirtti. Müzeye çevirilmesine karşı çıkan tek kişi alman bir bilimadamı oldu. Bu durum hepimize utanç vermelidir. 

 

Ayasofyanın akıbeti ne olmalıdır?

 

Günümüzde Ayasofyanın müzeye çevirilmesini isteyen bir grup, görüşlerini Atatürkün imza attığını sandıkları bir kanuna dayandırmaktadır. Bu kanundaki imzanın gerçek olmadığı geçiğimiz yıllarda kanıtlandı. Bildiğimiz bir başka şey ise Atatürk’ün Ayasofyanın ibadete kapatılması konusu açıldığında sinirlendiğidir. Oranın kılıç hakkı ile alındığının bilincinde olan Atatürk ibadete kapatılamayacağını belirtip sadece bahçesinde bazı eserlerin sergilenmesi şartıyla müze görevi görmesini uygun görmüştür. 

 

Geçtiğimiz yıllarda eski TTK başkanı Yusuf Halaçoğlu kanunu Atatürkün imzalamadığını açıklamış. 1994 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü de aynı sonuca varmıştır. Belgedeki imzanın atılma tarihinden 2 gün önce ve 2 gün sonra Atatürkün attığı imzalar belgedeki imzadan farklı olup Atatürk hiçbir zaman belgedeki imzayı kullanmamıştır. 

Yazımda verdiğim bilgiler ışığında Ayasofyanın ne olarak kullanılması gerektiği hakkındaki görüşünüzü din yerine kültür penceresinden bakarak yeniden düşünmenizi rica ediyorum. Kaynakça bölümünden daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz.

 

Kaynakça: Yusuf Halaçoğlu ile Murat Bardakçı ve Erhan Afyoncu’nun konuşması