Kanal İstanbul Değerlendirmesi

Kanal İstanbul projesi ile bölgeyi daha güvenli hale getirmek, gemi trafiğini azaltmak, ekonomik ve siyasi yarar elde etmek için mevcut boğaz geçişleri dışında yeni bir kanal yapılması hedefleniyor. Fakat bilim adamları, projenin bu alanın gelecekteki ekosistemi için bir planlama yapıldığında, artık bir daha eskisi gibi olmayacağı hususunda derin endişe duymakta. Geçmişi, Roma İmparatorluğuna kadar uzanan bu kanal yapılmalı mı? Bu proje, çok fazla makaleye konu oldu. Hakkında videolar çekildi, anketler yapıldı. Biz de bu yazımızda projenin getirilerini, artılarını, eksilerini tartışacağız. Daha sonra kısaca Montrö antlaşmasını inceleyip. Proje ve antlaşma arasındaki ilişkiye göz atacağız. Proje ile diğer devletler arasındaki bağlantılara da elbet değineceğiz. Kanal İstanbul hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Kanal İstanbul Değerlendirmesi

Uzun zamandır gündemde büyük bir yer kaplayan, hakkında yazılar yazılan, videolar çekilen, anketler yapılan, Kanal İstanbul projesi ile ilgili en az 1 2 yazı, video vb. kaynağa göz atmışızdır. 
Peki bu projenin artı ve eksi yönleri neler? Yapılırsa ne gibi sonuçları olur?
Projenin mantığını, yapılma amacını, ve geçmişini anladığımıza göre, başlayalım.
İstanbul Boğaz'ından her yıl ortalama 42000, günlük ortalama 115 gemi geçiyor. Oluşan trafik sonucunda kazalar kaçınılmaz oluyor.
Üç yıl içinde 50'ye yakın kaza yaşandı. 
Geçen yıl İstanbul Boğazında dümeni kilitlenen bir yük gemisi, tarihi hekimbaşı salih efendi yalısını yerle bir etmişti.
Boğazda yaşanan en büyük deniz kazasına bakalım:

Independenta tanker kazası
İstanbul Boğazı'nda Haydarpaşa Limanı'nın 800 metre açığında 15 Kasım 1979 günü Türkiye saatiyle sabah saat 05:30'da Libya'dan yüklediği 94,600 ton ham petrolü Romanya'ya taşıyan Rumen bandıralı Independenta adlı tanker gemisi, Karadeniz yönünden gelen Yunan bandıralı Evriyali adlı kuru yük gemisine çarpmış ve büyük bir patlama olmuştur. Patlama sonrası çıkan yangında gemi tamamen yanmış ve kullanılamaz hale gelmiştir. Geminin ölen 43 mürettebatından bazılarının cesedi yanmış halde kıyıya vurmuştur.
Kazanın çevreye etkisi:
714,760 varil ham petrol 27 gün süren yangında yanmış ya da denize karışmıştır. Yangının sebep olduğu duman nedeniyle insan sağlığını tehdit eder düzeyde havadaki zararlı parçacık oranı artmıştır. Tahminlere göre 30,000 ton ham petrol yanmış, geriye kalan 64,000 ton 5,5 kilometrelik bir alanda denize karışmıştır. Deniz dibinde yaşayan canlıların ölüm oranının %96 olduğu tahmin edilmektedir. Ağır petrol kirliliği nedeniyle de deniz yüzeyinde siyah bir tabaka oluşmuştur.
Bu ve bunun gibi kazaların olmasını engelleyemesekte, Yapay su yolu yaparak hem ekonomik anlamda gelişme sağlanabilir, hem de kazalar büyük oranda azaltılabilir. Unutmayalım ki, daha büyük kazaların olma ihtimali var. Petrol sızıntısı yada daha kötüsü, kimyasal madde sızıntısı bile olabilir. Kanalın yapılmak istenmesindeki en büyük sebeplerden biri olarak bunu gösterebiliriz.
Sıra beklememek:
Kanal İstanbul'un avantajlarından biri ise sıra beklememek. Ticarette, zaman gerçekten çok önemlidir. Büyük lojistik firmaları beklememek için kanaldan geçilebilir.
Ekonomik gelir:
Kanal İstanbul projesinden, yılda 8000000000 $ elde edileceği söylenmekte. Bunun  çok zor bir şey olduğunu belirterek yanlış bir şey yapmış olmayız. Tamam, ekonomik anlamda gelir elde edilebilir fakat 8000000000 $ gibi bir miktar söz konusu olamaz. Bu konuya daha sonra döneceğiz.
Deniz canlılarında ciddi artış:
Yıllardır gemilerin bıraktığı pisliklerden dolayı deniz canlılarında azalmalar görüldü. Eğer Kanal İstanbul yapılırsa, ve ticari şirketler Kanalı kullanırsa, bu canlılarda tekrar artış görülebilir.

İş olanağı:
Proje yapılırken ve yapıldıktan sonra orada yapılacak köprüler, iş merkezleri, avmler gibi bir çok alanda tam 1,5 milyon insana iş olanağı sağlayacak.

Bu listeyi daha fazla uzatabiliriz. Gelin, olumsuz, eksi yönlerine de bir bakalım.

İstanbul'da bulunan tatlı su kaynakları tehlike altında. Kanal, Sazlıdere ve Terkos havzaları içinden geçecek. Sazlı dere barajı, İstanbul için önemli bir tatlı su kaynağı. Terkos ise İstanbul'un yaklaşık %20'lik su ihtiyacını karşılayan ikinci büyük havzası. Uzmanlara göre yer altı sularının tuzlanma riski var.
Projenin deprem bölgeleri üzerinde olması da ayrı bir problem. Bilim insanlarına göre, yeryüzü ve yer altı gerilme dengelerini bozacağından, depremlere de davetiye çıkaracak.
Ekonomik olarak 8000000000$ gelir elde edilmesi söyleniyor. Eğer ticari şirketler kanalı kullanırsa böyle olur, eğer ticari şirketler kanalı kullanırsa öyle olur gibi bir takım şeyler söylemiştik. Peki neden kanalı kullanmayacaklar? Yada kullanmalarını sağlayabilir miyiz? Çok fazla getirisi olan bir proje değil mi?
Burada kilit nokta olarak Montrö Boğazlar antlaşması göze çarpıyor. 
Kısaca nedir bu Montrö?
Lozan antlaşmasında boğazların büyük bir sorun olduğunu hepimiz biliyoruz. Türk boğazlarının, birleşmiş milletlere bağlı bir komisyon tarafından yönetilmesine karar verilir.
1936 Yılında bu konu tekrar gündeme gelir, Genç Cumhuriyetin güçlenmesi, ikinci dünya savaşının da yaklaşması nedeniyle, taleplerimiz doğrultusunda boğazlar Türkiye'ye teslim edilir.
Antlaşmaya göre, Boğazlar, serbest su yollarıdır. Ticari gemiler istedikleri gibi geçme hakkına sahiptir.
Bir gemici olarak siz hangisini tercih ederdiniz?
Ücretsiz bir şekilde geçiş sağlanabilen Boğazları mı, yoksa ücretli olan Kanalı mı?
Kanal İstanbul projesiyle, asıl amaçlananın, Montrö Boğazlar antlaşmasının değişmesi için yeniden masaya oturmak olduğu söyleniyor. Montrö Boğazlar antlaşmasının süresi 1956 yılında zaten bitmiş. Taraflardan birinin ön bildirimiyle, antlaşma sona erdirilebilir. Ama Türkiye de dahil, Hiçbir taraf devletinin böyle bir talebi olmadığı için hala yürürlükte.
Montrö antlaşmasına göre, karadenize kıyısı olmayan ülkeler, karadenizde en fazla 21 gün süreyle savaş gemisi bulundurabiliyor. 21 Günün sonunda bulundukları yeri terk etmeleri gerekiyor. 
Peki hangi ülke Montrö antlaşmasından rahatsız oluyor?
Amerika, her denizde de yaptığı gibi, Karadeniz'de de istediği gibi, istediği kuvvette savaş gemisi bulundurmak istiyor. Özellikle rusya için, Karadeniz'in Amerika'ya ve Nato'ya kapalı olması hayati önem taşımakta. Aynı durum Türkiye için de geçerli.
İstiklal savaşı sırasında, Sovyetler Birliği'nden temin edilen silah yardımının, Karadeniz üzerinden Anadoluya ulaştırılması, büyük bir öneme sahip.
Amerika senatosu, 2006 yılında verilen bir yasa taslağında, Montrö antlaşmasının ömrünün dolduğunu ve yeniden düzenlenmesi gerektiğini savundu. Montrö sürekli tartışmaya açılmaya çalışılıyor. 
Eğer Karadeniz kıyıdaş olmayan ülkelere süresiz olarak açılırsa, Amerika, Karadeniz'de Avrupa Füze Kalkanı projesi kapsamında, füze kruvazörü konuçlandırmayı başaracaktır. 
Peki Kanal İstanbul'un yapılmasını isteyenler Sadece Amerika ve Nato mu?
Kanal İstanbul güzergahında Katar'lılar da dahil, şimdiden parsel parsel arsalar alındı. Herkesin gözü bu projede. 
Kanal yapılacak, köprüler yapılması gerekiyor. Amerika'nın desteğiyle yapılan Panama kanalı bile onlarca yılda yapıldı. Bunların paralarını kim ödeyecek?
Ayrıca, ilk defa doğal su yollarına alternatif olarak bir yapay su yolu yapılacak. Ne tür sorunlarla karşılaşacağımız tam olarak belli değil.
Bu maddeleri daha da açarak, ayrıntılı bir şekilde inceleyebiliriz. Listeye yeni maddeler de ekleyebiliriz. Bu projeyi, siyasi bir polemik haline getirmeden tartışalım. Söz konusu İstanbul'un,  ülkemizin geleceği.