Cezzâr Ahmed Paşa Kimdir ?

Manevraları, taktikleri ve savaş bilgisi dünyanın her yerinde askeri okullarda ders olarak okutulan, güçlü olduğu dönemde birkaç yıl içinde Avrupa'nın yarısını ele geçiren Napoleon Bonaparte'ı 92 yaşında günümüz İsrail'inde toprağa gömen Cezzar Ahmed Paşa'nın hikayesi...

Cezzâr Ahmed Paşa Kimdir ?

Osmanlı Tarihi’nde birçok paşa gelmiş geçmiştir. Birçoğu devletin yönetiminde, birçoğu askeri alanda başarılı olmuş kişilerdir. Fakat bazı paşalar vardır ki bugün bile kahramanlıkları, cesaretleri, bilgileri ve yaptıkları hala dilden dile dolaşmaktadır. Onlardan biri de Ahmed Paşa’dır.

 

Fransız Tarihi’nin belki de altın çağını yaşatan, birçok tarihçi için çok başarılı bir komutan olarak görülmesine rağmen birçok tarihçinin de eleştiri yağmuruna tuttuğu ünlü Fransız Komutan Napoleon Bonaparte’ın dünyayı değiştirecek bir planı vardı. 1799 Yılında Ahmed Paşa, dünyanın kaderini değiştirecek şanlı bir savunma gösterdi. Biliyorsunuz ki 1683 yılında yaşanan Viyana Kuşatması faciasından sonra Osmanlı Ordusu yeniliklere ayak uyduramadı ve Avrupalı devletlere karşı art arda bozgunlar aldı. 1683’te Viyana’da başlayan geri çekilme 1921 yılında Sakarya Meydan Muharebesi’ndeki taarruza kadar devam etmişti. Fakat bu tarihler arasında Türk paşaları, komutanları ve askerleri üstün cesaretleriyle dünya savaş tarihine geçecek savunmalar yaptılar. (Plevne, Trablusgarp, Çanakkale, Kut gibi) Bunlardan birisi de Akka Savunması’dır.

 

Günümüz Bosna-Hersek Devleti’nin Stolac Kasabası’nda 1708 yılında dünyaya gelmiştir. Küçük yaşta İstanbul’a gitmiş, uzun süre Hekimoğlu Ali Paşa’nın hizmetinde kalmıştır. Kendisi 48 yaşına geldiğinde görevi için Mısır’a giden Hekimoğlu Ali Paşa ile birlikte Mısır’a seyahat etmiştir. Sonraki hayatında bir daha İstanbul’a dönmemiş ve ömrünü bu bölgelerde geçirmiştir. Hekimoğlu Ali Paşa, Mısır’dan ayrıldığı zaman 1758 yılında Kahire’ye gitti ve Buhayre Kaşifi Abdullah Bey’in hizmetine girdi. Günümüz Arabistan coğrafyasını gezip görmüş olan Ahmed, bölgeye hakimdi. Cidde Şehri’nde isyan eden Bedevilere karşı mücadelelere girişti. Buhayre Kaşifi Abdullah Bey, Bulutkapan Ali Bey’in adamıydı. Abdullah Bey bu mücadeleler sırasında Bedeviler tarafından yakalanıp öldürülünce, Bulutkapan Ali Bey’in emrine girdi. İsyanın sürdüğü sıralarda Abdullah Bey’in intikamını almak için yetmiş Bedeviyi kılıçtan geçirdiği söylenir. Bu sert tutumu yüzünden kendisine Cezzar (Deve Kasabı, Kasap) lakabı takılmıştır. Bulutkapan Ali Bey kendisinin askerlik alanındaki yeteneğini, disiplinini ve sertliğini beğenmiş onu beyleri arasına dahil etmiştir.

 

1768 yılına gelindiğinde Cezzar Ahmed Bey bazı olaylara karıştı. Birkaç entrikaya dahil olan Ahmed Bey o dönem üstü olan Salih Bey’i öldürmek zorunda kaldı. Bulutkapan Ali Bey’in kölemenlerle iş birliği yapıp bazı işlere giriştiğini fark etmesiyle kendisine düşman olduğunu anlayan Ahmed Bey, Cezayirli yerliler gibi giyinerek Anadolu’ya kaçtı. Uzun süre Anadolu’da kaldı fakat onun Arap Yarımadası’na olan sevgisi derindi, gizlice Mısır’a geçti ve normal bir hayat sürmeye başlamak istedi. Mısır’da da dayanamayarak Buheyre’ye geri döndü ve Hunadi Aşireti’nden bir kız ile evlenerek tehlikeli işlerden uzak durmak istedi. Fakat hatası onun peşini bırakmıyordu, Salih Bey’in katili olduğu ortaya çıkmıştı bile. Baskıya dayanamayarak Suriye’ye tekrar kaçmak zorunda kaldı. Yerel aşiretlerden yardımlar alarak hayatını devam ettirdi. Fakat ne yaptığı iş, ne hatası ne de Arap Yarımadası’na olan sevgisi onun peşini hiç bırakmayacaktı. Beyrut ve Sayda’nın hakimi olan Emir Mansur’un yanında hizmete girdi. Ardından da Şam Muhafızı Osman Paşa’nın hizmetinde bulundu. Sonrasında başka Beylerin, Paşaların ve Emirlerin hizmetine girmek yerine Akka’ya yerleşti. Zahir Ömer tarafından çıkartılan isyanları engellemeye çalıştı. 1772 yılında 64 yaşındayken Mir-i Miran (Güneydoğu’da Beylerbeyi’ne Mir-i Miran da denirdi.)  ve Sahil Muhafızı oldu. Bölgede tehlikeli manevralar yapan Rus Donanması’na ve İsyancı Zahir Ömer’in akınlarına karşı bölgeyi savunmakla görevlendirildi. Bu görev sırasında Beyrut’ta kendisini ön plana çıkartmaya yönelik hareketler yaptı ve halkın desteğini arkasına alarak yükselmeye çalıştı. Fakat bu çabaları sonuçsuz kaldı, Zahir Ömer’in isyanını başarıyla bastırmış olsa da işler beklediği gibi gitmedi ve Beyrut’tan da gitmek zorunda kaldı. Bir dönem Zahir Ömer’in eline düştüyse de kaçarak Şam’a geçmeyi başardı. Oradan da 1775 yılında Akka Muhafızlığı’na atandı. İsyanlardaki başarıları sebebiyle vezirlik verilip Sayda Beylerbeyliği’ne getirildi. Lübnan, Ürdün ve Filistin’de yerli Arap Aşiretleri’nin çıkarttığı isyanları bastırmayı başardı. 1798 Yılında dönemin en güçlü ordularından biri olan Fransız Ordusu, tehlikeli bir komutan olan Napoléon Bonaparte’ın önderliğinde Mısır’ı işgal etti. Cezzar Ahmed Paşa’nın dünya tarihini etkileyecek hikayesi buradan sonra başladı…

 

Osmanlı Devleti’nin bu dönemde birçok sıkıntısı vardı. Rusya ve Avusturya ile hali hazırda birbirlerine bilenmiş devletler olarak sürekli savaşlar ve ufak çaplı çatışmalar meydana geliyordu. İçerideyse ekonomik ve Fransız Devrimi’nin etkisiyle milliyetçilik akımının sebep olduğu isyanlar ile uğraşılıyordu. Askerlerin akçe değerlerinin azaltılması ordunun başarısızlığının sebeplerinden yalnızca biriydi. Lale Devri, Patrona Halil İsyanı ile son bulmuştu ama ülkede bazı gelişmelerde yaşanmıştı. Avrupa ülkelerinde elçilikler açılmaya başlandı. Kağıt ve kumaş fabrikaları açıldı. Askeri alanda diğer konulardan daha çok gelişme yaşanmıştı. “Nizam-ı Cedid” adında, yozlaşmış ve yetersiz kalmış yeniçerilerin yerini dolduracak düzenli ve eğitimli bir ordu kurulmuştu. Mühendishane-i Hümayun adında yeni subay okulu açıldı. Selimiye Kışlası’da yine bu dönemde açılmıştı. Avrupa’dan ordunun teknik ve askeri bilgilerini güçlendirmek amacıyla subaylar getirtildi. Modern silahlar satın alındı, tersaneler geliştirildi ve yeni gemi yapımlarına başlandı fakat devletin çöküşü engellenemiyordu.

 

İngiltere bu dönemde dünyanın en büyük sömürge gücü konumundaydı, Fransa bunu engellemek istiyordu. Uzakdoğu ve Okyanusya, İngiliz sömürgesi olan bölgelerdi. Onlarla olan bağı koparmak demek hem onları ele geçirmek demekti hem de İngiliz ekonomisine balta vurmak demekti. Fransa bu iş için kilit noktayı çoktan seçmişti bile. Tabi ki güçsüz konumda olan Osmanlı’nın elindeki Afrika’nın, Uzakdoğu’nun ve Okyanusya’nın anahtarı olan Mısır. 19 Mayıs 1798 tarihinde Tolon Limanı’ndan 40.000 askeriyle birlikte ayrılan Napoleon bu harekatın gizliliğini her şeyden önde tutmuştu. Fakat, Avrupa ülkelerine açtığımız elçilikler daha ilk dönemlerden etkilerini göstermeye başlamıştı. Paris Elçimiz, saldırı planını ön görmüş ve İstanbul’a bildirmişti. Bu sayede bu harekattan İngilizlerin de haberi olmuştu. İngiltere harekat boyunca, Türklerin yanında olacaktı. Harekattan haberleri vardı fakat harekatın nereye yapılacağını kestirememişlerdi. Osmanlı Devleti, Girit ve Kıbrıs’a asker gönderdi ve buradaki birliklerini güçlendirdi. Mısır’a ulaştığı anda ordusunu karaya çıkartan Napoleon, halkın kendisine karşı silahlanmaması için savaşmaya gelmediğini belirtmişti. Fakat bunun bir işgal olduğunu fark eden kölemenleri avlamışlar, geri kalanlarını da etkisiz hale getirmişlerdi. Bu olaydan sonra Mısır’a hükmetmeye başlamış ve bölgede ona karşı çıkabilecek herhangi bir güç kalmamıştı. Mısır’a düzenlenen saldırı öğrenildiğinde İngiltere, Amiral Horatio Nelson komutasında bir donanmayı Osmanlı’ya destek olarak yola çıkardı. Cezzar Ahmed Paşa’da Akka Kalesi’ni güçlendirmeye başlamıştı. İngiliz Donanması, Mısır’a ulaştığında Fransız gemilerinin birçoğunu yaktı. Bu yüzden Fransa Ordusu geriye dönemeyecekti. Bu konu için bir hal çaresi düşünen Napoleon, çareyi Filistin’e doğru gidip Sayda Limanı’ndaki Osmanlı Donanması’nı ele geçirmek olacağını düşündü. Önce Elariş Kalesi’ni sonra hiç durmadan Gazze’yi ve ardından Yafa’yı ele geçiren Napoleon’un orduları fırtına gibi esiyor, durdurulamıyordu.

 

İlerleyişin 40. Gününde Fransızlar, Akka Kalesi önüne ulaştı. Cezzar Ahmed Paşa’nın çetin ceviz biri olduğunu duymuştu. Bu yüzden kalenin önünde göz dağı vermek amacıyla yerel halktan 4.000 civarında Müslüman’ı katlettiler. Napoleon, Ahmed Paşa’nın saldırganlığını ve cesaretini bildiği için, asker kaybı vermeden kaleyi ele geçirmek istiyordu. Bu yüzden farklı zamanlarda iki adet elçiyi kalenin boşaltılması için gönderdi. Cezzar Paşa gelen bu iki elçinin kellesini Fransızlara geri gönderince Napoleon modern teçhizatlara sahip ordusuyla sert saldırılara başladı. Türk Ordusu bu orduya karşı koymakta güçlük çekse de kaleyi terk etmedi. Desteğe gelen İngiliz donanması, denizden kale önündeki Fransız birliklerine atış yapıyordu. Sultan III. Selim bölgeyi kaybettiğinde, yakınlarda o bölgeyi savunabilecek başka bir birlik olmadığını biliyordu. Bu yüzden Akka’ya derhal yardımların yapılması için erzakları hazırlatmış ve hemen yola çıkartmıştı. Fakat gemiler rotalarını şaşırmış ve Akka Limanı’na yanaşacakken Fransızların elindeki Yafa Limanı’na yanaşmışlardır. Kısacası İstanbul’dan gelen erzak yardımı da Fransızların eline geçmiştir. Her gün daha da sert saldırılara başlayan Fransız Ordusu ilk gözle görülür adımı savaşın 45. Günü atabildi. Kalenin bir duvarı Fransızlar tarafından ele geçirildi ve akın akın Fransız Ordusu, kalenin içine girmeye başladı. Böyle bir durumda kalenin bir duvarının kaybedilmesi demek kalenin kaybedilmesi demekti. Bunu bilen İngiliz donanması, Osmanlı’ya verdiği topçu desteğini kesti ve kalenin önünü vurmayı bıraktı. Gün sonunda kalenin içerisine girebilecekleri yolu da ele geçiren Fransızlar’ın artık önünde hiçbir engel kalmamıştı. Fakat beklenmeyen bir şey oldu. Cezzar Ahmed Paşa, canı pahasına kaleyi savunacağını gösteren bir hareket yapmıştı. Kalenin kaybedilen kısmına yığdıkları cephaneyi ve Osmanlı cephaneliğini Fransızlar içeriye sızarken patlattırmıştı. Surlarının büyük bir bölümünü patlattıran Cezzar Ahmed Paşa, içeriye sızan Fransız Ordusu’nu yok etmeyi başarmıştı. Bu hareket karşısında çaresiz kalan Napoleon Bonaparte kuşatmaya devam etti fakat askerini bir daha içeri sokamadı. Gece vakti yaşanan bu olaydan İngiliz Donanması’nın haberi yoktu ve onlar kalenin Fransızların eline geçtiğini düşünmüşler ve Osmanlı’ya yaptıkları destek ateşini kesmişlerdi. Sabah olduğunda kalede hala Türk bayrağının dalgalandığını gören İngilizler çok şaşırdılar ve geri çekilme kararından vazgeçmiş, destek ateşine devam etmişlerdi.

 

Ordusunun büyük bir bölümünü kaybeden ve çaresiz kalan Napoleon, bir anda subaylarına dahi danışmadan geri çekilme kararı aldı. Böylece Fransa’nın Orta Doğu’yu işgal planı Akka Kalesi önünde suya düştü. Napoleon bu kaleyi ele geçiremeyeceğini kabul etmiş bir halde geri çekildi. Napoleon komutanlık hayatındaki ilk yenilgisini Cezzar Ahmed Paşa’ya karşı, Akka’da almıştır. Geri çekilirken “Akka’da durdurulmasaydım, bütün Orta Doğu’yu ele geçirebilirdim.”  Diyerek dertlendiği bilinir. Cezzar Ahmed Paşa, dönemin en başarılı komutanı Napoleon Bonaparte’ı kendisinden çok daha güçlü ordusuyla Akka’ya gömdüğünde tam 92 yaşındaydı. Cezzar Ahmed Paşa’nın akla gelmeyecek derecede tehlikeli hareketi, Fransa’nın Osmanlı Devleti’ne karşı yenildiğini kabul ettiği ve Osmanlı Devleti’nin de yararına olan maddeler içeren Paris Barış Senedi’nin imzalanmasına sebep vermiştir.