Cellat Kara Ali Kimdir ?

Osmanlı İmparatorluğu'nun rahatsız edici derecede soğukkanlı katili Cellat Kara Ali. Kimilerine göre işkenceci, kimilerine göre uğursuz Kara Ali de görevini yaparken ağlamıştı...

Cellat Kara Ali Kimdir ?

Kara Ali, Osmanlı’nın en ünlü celladı Kara Ali. Bir cellat için klasikleşmiş bir lakap olan Kara lakabı Cellat Ali’nin de lakabıydı. Fakat kendisinden yüzlerce yıl sonra dahi hatırlanmasının sebebi ne lakabı ne de cellat olmasıydı. Osmanlı Devleti’nde tarihinde göz ardı edilse de yüzlerce başcellat gelip geçmiştir. Fakat onların arasında öyle bir isim vardı ki, o soğukkanlılığı, sadakati ve aldığı canlar ile tarihe geçmiş bir adamdı. Öyle ki Osmanlı’da ağır suçluların başı kesilerek idam edildiği bilinen bir gerçekti fakat Kara Ali’yi diğer cellatlardan ayıran özelliği birçok rütbeli asker ve devlet adamının hatta padişahın canını almıştı.

 

Önce Cellat Kara Ali’yi daha iyi anlayabilmek için önce onun mesleğinden, varlığı bilinen fakat pek araştırılmaya lüzum duyulmayan, görevi emredildiği yerde olması ve yine emredildiği gibi hedef gösterilen kişinin canını alması olan cellatlardan bahsetmemiz gerekiyor. Cellatlık mesleğinin kısaca açıklaması “ Ölüm cezasına çarptırılan kişileri asarak ya da başka tekniklerle öldürmekle görevli kimse." olarak yapılıyor. Aynı zamanda günümüzde pek tercih edilmese de cellat kelimesi mecazen katı yürekli, acımasız kimse anlamında da kullanılıyor. Dönemin dünyasında cellatlar halktan uzak yaşayan, halk tarafından dışlanan, güçlü, acımasız fakat şeytani duygulara sahip kimseler diye bilinir. Her toplumda cellatlar yaşadıkları bölgenin toplumu tarafından dışlanmış, hor görülmüş ve köy, kent ya da kasabanın dışında yaşamaya zorlanmıştır.

 

Cellat Kara Ali’ye dönecek olursak kendisi hakkında bilgiler yalnızca o cellatlığa başladıktan sonra bulunmakta bu yüzden kişisel bilgileri kayıtlarda yok. 17. Yüzyılda yaşamıştır ve cellatlık yaptığı 25 yıl boyunca ayak bastığı her yerde insanlar namını duymuş ve ondan korkuyla kaçmıştır. Osmanlı’da diğer cellatlarında olduğu gibi Kara Ali’de bir çingeneydi. İşine Usta Cellat Süleyman’ın yanında başladı. Kendisi aynı zamanda Evliya Çelebi’nin kitabı Seyahatname’de de geçmekteydi. Evliya Çelebi kitabında ondan “ Çehresinde nur kalmamış, zehir gibi bir adamdı. Yaz kış fark etmez kolları sıvanmış, baldır bacak çıplak, göğsü bağrı açık gezerdi. “ diye bahseder. Söylenene göre Kara Ali idam ettiği adamın kim olduğunu dahi merak etmezdi. Kurbanının derisini yüzmek, omuz başlarını oyup içerisinde mum yakmak, kuyulara kanca takıp suçluyu içine atıp ölmesini beklemek gibi bir sürü rivayet vardır hakkında.  Öyle ki bazı tarih yazarları Ali hakkında “ İnsan vücudunu ve işleyişini bir cerrahtan daha iyi bilirdi. Bu sebepten de kurbanlarını öldürmeden haftalarca eziyet edebilirdi “ derler. Tabi ki bunlar hiçbir zaman rivayetlerden öteye geçememiştir. Sonuçta Osmanlı İmparatorluğu, şeriat ile yönetilirdi. Ne şeriat hukukunda ne de herhangi bir devletin kanununda bahsi geçen eziyetleri onaylayan bir hüküm yoktur. Bunlar insanlık dışı cezalardır ve Osmanlı gibi şeri hukuk ile yönetilen bir toplumda buna yer yoktur. Bunların şehir efsaneleri olması yüksek ihtimaldir. O dönemde cellatlara, şeytanın dünyadaki hali gözüyle bakılırdı. Toplum olarak da kaostan beslendiğimizi canlı canlı tecrübe ettiğimiz için o dönem abartılan işkencelerin Kara Ali tarafından hiç yapılmamış olma ihtimali kesinliğe yakındır. Kara Ali, Kemankeş Kara Mustafa Paşa ve Vezir-i Azam Ahmet Paşa gibi tarihimizde önemli devlet adamlarıyla birlikte ondan fazla sadrazamın canını aldı. Fakat kendisinin sadrazamlardan fazla paşa ve vezir canı aldığı bilinir.

 

Kara Ali’nin aldığı canlardan biri de Hiciv Ustası olarak bilinen Şair Ömer’dir (Nef-i). Şair Ömer’in cansız bedenine taş bağlayarak boğazın sularına atmıştır. Az önce bahsettiğimiz ve şehir efsanesi olabileceğinden bahsettiğimiz işkence yöntemlerinin doğruluğunu savunan kişiler, Kara Ali’nin kayıtlara geçen bu olayı temel alarak onun böyle yöntemleri olduğunu savunmaya devam ederler. Mevlana Müzesi’nin bahçesinde bulunan bir mermerin üzerinde Şair Nef-i için “ Yeryüzünde mezarı bulunmayan büyük Türk şairi…” şeklinde söz edilir. Cellat Ali’nin hikayesinin yayılması ve bilinmesinin sebebi ise ne paşalar ne sadrazamlar ne de şairlerin, yazarların canını almasıdır. Cellat Kara Ali’ye bir gün eski padişah Deli İbrahim’in canını alması emredilmiştir. Onun hikayesi bu emre karşı gösterdiği mukavemet ile duyulmuştur. Önce Sultan İbrahim’in Başveziri Hezarpare Ahmet Paşa’nın canını alan halk tabiriyle bu vicdansız katilin de duracağı, duraksayacağı bir emir geldi. Bir gün kendisine tahttan indirilen Deli İbrahim’in canını alması emredildi. Öyle ki katledeceği insanı öğrenme gereği bile duymayan Kara Ali bu emri alınca şehirden kaçma girişiminde dahi bulundu. Fakat onu yakalayan sadrazam elindeki değnek ile ona sertçe vurmuş ve onu eski sultanı idam etmesi için zorlamıştı. En nihayetinde Cellat Kara Ali, dönemin Şeyhülislam’ı, dönemin kazaskeri ve Sadrazam Sofu Mehmet Paşa ile eski sultanın odasına girmişti. Ancak Cellat Ali ilk kez işini yaparken tereddüt etmişti. Sultan İbrahim’e dokunmaya cesaret edemiyordu. Sofu Mehmet Paşa’nın Cellat Ali’yi dövdüğü ve işini yapmasını söylediği söylenir. Kara Ali “Ben bu işi yapamam! Beni öldürün, ama bu işi yapmaya zorlamayın. Sultan İbrahim’e kıyamam!” diyerek bu işten caymaya çalışsa da alınan karar bellidir. Sonunda Cellat Kara Ali, Sultan İbrahim’i gözyaşları ve çığlıklar içerisinde boğmuştur.

 

Bu olaydan sonra Kara Ali kitaplarda, yazılarda veya tarihi olaylarda bir daha gözükmez, akıbeti belli değildir. Bunca can alan kelle uçuran, onca insan boğan Cellat Kara Ali yatağında huzurlu mu öldü, bilinmez…