Cavit Cav Kimdir ?

Bisiklet sporunda Türkiye'nin yetiştirdiği nadir yeteneklerden, ülkemizde birçok ilke imza atmış aynı zamanda bir iş adamı olan Cavit Cav'ın başarı dolu fakat bir o kadar da acılı hikayesi...

Cavit Cav Kimdir ?

Cavit Bey 1905 yılında Selanik’te dünyaya geldi. Ailesi, Balkan Savaşı sebebiyle Cavit 7-8 yaşlarındayken İstanbul’a göçmek zorunda kalır. Babası Abdullah Bey’in bir yorgancı dükkanı, annesi Cevriye Hanım’ın ise terzisi vardır. Annesi ve babasının birlikte çalışmasıyla beş kişilik bu aile hayatlarını sürdürmektedir. Cavit okul çağına geldiğinde ailesine destek olabilmek için Aksaray semtindeki bostanlardan aldığı maydanozları okuldan sonra pazarda satmaya başlar. Eve yardımlar yapmanın yanında kendine de harçlıklar biriktirmeye başlayan Cavit, bir arkadaşıyla birleşerek bit pazarında gördükleri bir bisikleti satın almaya karar verir. İki arkadaş bu bisikletleriyle İstanbul’u gezmekle kalmayıp Sultanahmet Meydanı’nda kiraya vermişler. Bir gün iki ortağın bisikleti kiraya verildiği sırada kırılmış, Cavit bu sırada bisikleti tamir etmeye çalışmış. O günden sonra arkadaşları ve çevresi bisikleti bozulan kim varsa Cavit’e yönlendirmiştir.

 

 Bu yeteneği sayesinde Cavit, Sultanahmet Sanat Okulu’nu dördüncülükle kazanmış, ücretsiz öğrenci olarak okumaya hak kazanmıştır. Cavit okulu bitirip mezun olduktan sonra Tophane Askeri Sanat Okulu’nda öğretmenlik yapmaya başlar. Bu dönem Cavit her sabah saat altıda uyanıp bisiklet ile antrenmanlar yapıyor, sonrasında okula gidip ders veriyor, okul çıkışı yine bisikletini kiraya veriyor ve daha sonrasında Laleli’de açtığı dükkanında bisiklet tamiri yapıyordu. Cavit işinde yükseldikçe maddi durumu da iyileşmeye başlar ve kiraladığı bisiklet sayısı birden dörde çıkar. Aynı dönem Sultanahmet Meydanı’nda Cavit Bey ile antrenman yapan Raif, Haydar, Bıyıklı Fevzi ve Cambaz Fahri ile sohbet ederken genç Türkiye Cumhuriyeti’nin katılacağı olimpiyatlara seçmeler yapıldığını öğrenir. Yaptıkları ilk yarışta Cavit hepsini geçince ertesi gün Bıyıklı Fevzi onu dönemin Bisiklet Federasyonu Başkanı ve aynı zamanda ünlü şair Namık Kemal’in de torunu olan Muvaffak Bey’in yanına götürür. Böylece Cavit Bey 1924 Olimpiyatlarına hazırlanan ekip ile çalışma şansını yakalar.

 

Cavit Bey gençliğinde yaptığı yarışların birinde rakibi tarafından düşürülünce izleyenlerden biri “ Cav ne oldu sana Cav !? “ diye bağırır. O günden sonra arkadaşları, çevresi ve ailesi dahi ona Cav diye seslenmeye başlar. Soyadı Kanunu ile birlikte de Cavit Bey, Cav soyadını alır. Vakit geldiğinde Cavit Cav olimpiyatlara katılacak takımın bir üyesi olmuştur. Cavit Cav ve ekibi, Türkiye Cumhuriyeti daha iki yaşını bile doldurmamışken ülkemizi temsilen Paris’te düzenlenen 1924 olimpiyatlarına katılmışlardı. Fakat ekibimizi çok kötü bir haber bekliyordu. Bisiklet ekibimiz 1924 yılının yazında Paris’e gittiğinde onları orada Burhan Felek karşıladı. Yarış ekibimiz, bisikletlerini Paris’ten almayı planladıklarını söyleyince Burhan Felek haliyle çok şaşırmıştı. Çünkü olimpiyatlara katılacak sporcuların bisikletleri, ekibimizin antrenmanlarını yapmış olduğu bisikletlere benzemiyordu yani dolayısıyla hazır satılmıyordu. Öyle ki olimpiyatlara katılacak ülkelerin bisiklet takımları haftalar öncesinden yarış bisikletleri için sipariş vermişlerdi. Bu talihsizliğin sonucunda maalesef ekibimiz yarışamadan Türkiye’ye geri dönmek zorunda kalmıştı.

 

1928 yılına gelindiğinde bisiklet ekibimiz yine durmuyor ve 28 Amsterdam Olimpiyatları’na katılıyorlar. Bisikletçilerimiz bu sefer tam altı ay öncesinden Amsterdam’a gidip bisiklet siparişi veriyorlar. Sabahları orada geçinebilmek için Lapis ismindeki bisiklet fabrikasında çalışıyor, akşam iş çıkışında da olimpiyatlar için antrenman yapıyorlardı. Maddi olanaksızlıklardan dolayı bisiklet ekibimiz bu altı aylık süreçte yatacak yer dahil bir sürü sıkıntılar çekmişlerdi. Olimpiyat günü gelip çattığında ilk elemede rakibimiz İngiltere olmuştu. Taci, Yunus, Galip ve Cavit Cav’dan oluşan takımımız yarışa başladığında daha ilk metrelerden kazanan belli olmuştu, Türk ekibi ise ellerinden gelenin en iyisini yapmaya gayret göstermişlerdi. Fakat beklendiği gibi kazanan taraf İngiltere olmuş, ekibimiz mağlup olmuştu. Her şeye rağmen bisikletçilerimiz ellerinden gelenin en iyisini yaparak gururla Türkiye’ye dönmüşlerdi.

Cavit Cav, Laleli’de açtığı tamirhanesini zamanla Türkiye’nin ilk bisiklet atölyesine ve fabrikasına dönüştürmüştür. Yerli ve Milli ilk bisikletimiz olan Cav Bisikletleri döneminde ülkemizde büyük ün sahibi olmuştur. Cavit Cav aynı zamanda CAV Atölyelerinde çocuk bisikletleri üretmekle birlikte Avrupa’dan getirttiği bebek arabalarını da satmaya başlar. Bir gün Kazım Karabekir, Cavit Cav’dan yeni doğan ikizleri için bir bebek arabası satın almak ister. Her şerde bir hayır vardır derler ya, o gün de atölyede hiç bebek arabası kalmamıştır. Bir sonraki siparişler de epey zaman sonra gelecektir. Bunun üzerine Karabekir Paşa, Cav’a kendisinin yapıp yapamayacağını sorar. Sonucunda ilk yerli bebek arabamıza binenler de Kazım Paşa’nın kızları Hayat ve Emel olmuştur. Daha sonraları ise Cavit Bey atölyede seri bebek arabası üretimine geçmiştir. Cavit Cav aynı zamanda Er Ok isimli bir çocuğa ülkemizin ilk tekerlekli sandalyesini üretmiştir. 1945’li senelere kadar ülkemizde çöpler de at arabalarıyla ya da eşeklerle toplanmaktaydı. Cavit Bey bu durumun güçlüğünü fark edip ilk çöp arabamızı da üretiyor. 1960’lı yıllara gelindiğinde işlerini büyütmek isteyen ve fabrikasını genişletmek isteyen Cavit Bey tefeciden borç alıyor. Büyütmeye çalıştığı işlerini ve borçlarını yönetemeyen Cav iflas eder. Yaşadığı durumu kaldıramayan Cavit Cav kendisini alkole verir. Kendisine bir darbe de çok sevdiği eşinden gelmiştir. Eşi alkolü bırakmazsa evi terk edeceğini söylemiş, devamında değişen bir şey olmayınca evi terk etmiş ve Cavit Bey’den ayrılmıştır. Cavit Bey son çare olarak gençliğinde tamirhane olarak açtığı tırnaklarıyla kazıya kazıya büyütüp atölyeye ve fabrikaya çevirdiği Cav Fabrikalarını kapatır, borçlarını öder ve hayata küsüp kimsesizler yurduna taşınır.

 

Alkolden vazgeçemeyen ve hayatının bir parçası haline getiren Cavit Bey kötü yaşayış biçimi, sıkıntılar ve bunalımdan sonra ağır hastalanmıştır. 1982 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yatmıştır. Cavit Cav, hasta yatağında aslında tarihe altın harflerle yazılması gereken ama pek çoğumuzun bilmediği vasiyetini yazmış, bir ilki gerçekleştirmiştir. Cav vasiyetinde  "Ben Cavit Cav, göğsünde ay yıldızı taşımış, olimpiyatlara katılmış milli atlet, biliyorum artık çok ömrüm kalmadı. Bu yataktan kalkamayacağım. Bedenimi bu ülkenin bilimi aydınlansın, gençler öğrensin diye kadavra olarak bağışlıyorum." Cavit Cav, Türkiye’nin ilk kadavra bağışçısıdır. Bedeni hala onun anısına Ankara Tıp Fakültesi Anatomi Bölümü’nde korunmaktadır.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nden başta, cumhuriyetimizin kurucusu ve Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu ülkenin gençlerine güvenen bu ülkenin gençleri için çalışan, çabalayan belki hayatlarından vazgeçen onlarca insan geçmiştir. Bu ülkenin gençleri olarak ne kadar övünsek azdır, yapmamız gereken onlara layık olabilmektir…